Kayıtlar

FESTIVAL XXF – VERY VERY FRENCH https://www.facebook.com/photo.php?v=527967770620682&set=vb.383912591712500&type=3&theater

5 -1= 4 Jackson

25 haziran benim doğum günüm. Bu en bi bunalımlı zamanımda en bi güzel vakitleri geçirip günün sonuna gelmiş, yaş krizimi sorunsuz atlattığımı düşünmeye başlamıştım ki michael jackson'nın ölüm haberiyle resmen yıkıldım. İlla bana geçmiş için üzülmem gereken bir yol bulur şu 25 haziran.

ÖLÜM MELEĞİ

Resim
Kimsenin kanayan yarasına bakamam, ya da sahada sallanan bacağa ya da her an surata patlayacakmış izlenimi veren sivilcelere... Doktorların nasıl olup da kırılan bir kolu çotanak ve çığlık sesleriyle yerine oturttuklarını (ki bu acıyı çok iyi bilirim) ya da otopsi yaparken sanki tavuk terbiye ediyorlarmışcasına rahat oluşlarını aklım hayalim almaz. Doktorlar benim gözümde küçük yaşlardan beri görüldüğü yerde topuk kıça değecek surette kaçılacak, tok sesli, öss’nin medarı iftihar’ı kimselerdir. Doktorlar aleminin bildiğim en sadisti, bir dost sohbeti sırasında namını duyduğum, güler yüzlülüğüyle tanınan, Dr Joseph Mengele . Tıbbi sorumlu olarak görev aldığı ve kısa zamanda çalışkanlığıyla da dikkat çeken Mengele, AUSCHWITZ Nazi kampındaki tutsakların, ölüm fermanını veren kişi. İşe yarayanlar diye bir kenara ayırdıkları, zulmünden kurtulduklarını sanadururken, işe yaramayanlar gaz odalarına ya da ocaklara gönderilirmiş. İşte bu yüzden kamptakiler ona “ÖLÜM MELEĞİ” adını vermişler . M...

Mektup

Küçük, karanlık salonda dinlediğimiz şarkıları hatırlıyorum. Sezen Aksuya benzer dudaklarını büzüştürerek eşlik edişlerini, o minicik alanda üçümüzün komik dans hallerini. Sanki dün gibi. Şimdi daha net her şey, sanki daha bulanık. Çocuk olamadın biliyorum. Hakkında yoktu sanki. Seninle uzun kahkaha krizlerini yaşamayalı ne de uzun zaman oldu. Hikayeler çoğaldı, çoğu unutuldu. Hiç aklımıza getirmedik ki kötüyü. Şimdi seni düşününce vücudumun orta yerinde çatırtılar duyuyorum. Kulaklarımı tıkadıkça, içimdeki ses çığlıklaşıyor. Yanına gelemiyorum, sanki elimin titrediğini, sık yutkunuşlarımı sezivereceksin. Bencillik bu, biliyorum. Bir gün sana "annen neden terk etmiş seni? Ben olsam affetmezdim” demiştim ya hani. Sen yine bir anda büyüyüp “ belki de gitmek zorundaydı” demiştin. Ben sana sarılmıştım, sense burnunu çekmiştin. Hastalığını ilk duyduğunda salonda babamın hıçkırıkları yankılanmıştı ya, ben yinede toz konduramamıştım sana. Sen o kadar güçlüydün ki gözümde, kanser sana zar...

GEBE

Resim
Suç yok, suçlu yok. ..Ya sen düş ya da ben. Bir bebeğin gelişimini izliyorum fosur fosur sigara içen annesinin karnından. İç sızlatan yarım gülüşle selamlıyor... Acıyorum. Damarlarına işlemiş, hazırlıksız annelik içgüdüsü, kaybedilmiş kardeş, baba açığı. Son sözü söylemek neye yarar bu sızlayan, sızlatan beyinciğe. Neden suçluluk duyuyorum ondan fazla, ondan fazla hazırlıksız çocuğa. Neden ben sancıya, o bebeğe gebe?

Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer

Resim
Amfide ders işliyoruz. Dersi anlatan kişi öyle böyle değil, okulun en çaktı mı oturturumlarından. Biz sınıfta el pençe divanken, bir hışım kapı tıklanmaya bile gerek duyulmadan, ben diyeyim erosun ta kendisi, siz deyin önüne pankart asılı çıplak öğrenci, dalıverdi sınıfa. Sınıftan çıt çıkmadı. Ne bir gülüşme ne de hocanın beklenen sert çıkışı. Mücadelesini kendi çapında vermeye çalışan arkadaşın pankartında ne yazdığını şahsen ben görmedim, sınıftakilere sordum onlarda görmemiş. Oysa ki pankartı dikkatlerin yoğunlaşacağı bir merkezde tutsaydı belki…. Zahir bunu düşünememiş, neticede orası bir sanat okulu ve çizim yapan birinin çıplak insanı garip karşılaması gibi bir durum söz konusu olamaz, olmamalı. Bizimki de bir nevi Hipokrat yemini diyelim (mi?). Vincent van Gogh ’un, bir zamanlar kendisi için modellik yapan bir kızı hamile bıraktığı söylentiler arasındadır. Hatta Katolik rahipler bir dönem van gogh’a modellik yapılmasını bile yasaklamışlar. Ne olursa olsun, ben hep sevmişimdir va...

YAMA

Yıl milyon. En sevdiğim arkadaşım Aylin’in aksanını taklit ederek konuşmaya çalışıyorum. Taktığı haçın boynunda ne kadar güzel durduğunu düşünüp 18’i doldurur doldurmaz dinimi değiştirmek ve o kolyeden almak niyetim. Ne yediğimiz ayrı, ne de içtiğimiz... Evlerinden eksik olmayan anason kokusu hala burnumda. O zamandan beri sevmiyorum anasonun keskin kokusunu... Yolda terennüm ederek dolandığım bir vakitte, üstümde kocaman bir gölge beliriveriyor birden. Aylin’in annesini hep böyle kocaman bir gölge olarak algılıyor nedense zihnim. Zahir, selamlaşmaya üzerime böyle hışımla geliyor demeye kalmadan, kolumdan sıkıca tutup, iri memelerine hizalıyor gözlerimi. Her yanım zangırdarken söylediği hükümran lakırdılar, büyük bir uğultu halinde sarıyor beynimin her köşesini. Aylin’in sadece Ermenilerle arkadaşlık etmesini istediğini biliyordum, anlam veremiyordum ama biliyordum. Yine de bana imtiyaz tanınacağından şüphem yoktu. Ama yanılmıştım. Bir daha görüşemedim Aylin’le. O benden daha cesur çık...