Suç yok, suçlu yok. ..Ya sen düş ya da ben. Bir bebeğin gelişimini izliyorum fosur fosur sigara içen annesinin karnından. İç sızlatan yarım gülüşle selamlıyor... Acıyorum. Damarlarına işlemiş, hazırlıksız annelik içgüdüsü, kaybedilmiş kardeş, baba açığı. Son sözü söylemek neye yarar bu sızlayan, sızlatan beyinciğe. Neden suçluluk duyuyorum ondan fazla, ondan fazla hazırlıksız çocuğa. Neden ben sancıya, o bebeğe gebe?
Çoğu zaman işlenen günahların bedelinin yaşamın herhangi bir anında bizi gelip bulacağına inananlardanım. Fukaranın ekmeği umut etmek misali reenkarnasyon kulağıma hep mantıklı gelmiştir aslında. Ruh göçü varsa şayet ki pek de insanın kendini kaptırmamasında fayda var, acaba geride bıraktığı hayatın ceremelerini mi çekiyor insan?. Eğer öyleyse ben Hitler’in falan akıbetini düşünemiyorum açıkçası. He yok isteğe bağlı falansa bir daha ki sefere ben, havyarı kiloyla satın alabilengillerden olmak istiyorum mümkünse. Hindistan’da malumunuz inançları gereği reenkarnasyona inananlardan. Buradaki reenkarnasyon, akıllının kendine uydurduğu bir sistemden ibaret oluş hali . Ülkede Kast sistemi mevzu bahis. Merdivenin en üstünde brahmanlar salınadururken, en aşağı tabaka olarak addettikleri kişileri de mundar (kirli, pis) olarak damgalıyorlar. Aslında Kast’tan bile sayılmıyorlar. Onlara dokunmaktan hoşlanmadıkları için dokunulmaz (dalit) diyorlar.. Peki neden mi dokunulmazlar? Çünkü ten renkleri ...
Yorumlar
Yorum Gönder