Ne garip
Kafasında kulaklarını örtmeyecek kadar minik, koyu lacivert yünden bir bere, üzerinde tek cebinin kenarı sökülmüş açık mavi üniforması, dudağını yukarıya kaldırdığında sanki ince bıyığı bağımsızmışcasına hareket eden, bir elinde uzun saplı çalı süpürgesi diğer elinde yine uzun saplı faraşıyla bekleme salonun kapısının önünde beliriverdi. Suratında nedeni anlaşılmaz şaşkın bir ifadeyle sanki gözümü açıp kapamam esnasında, sanki ışınlanmışcasına oturduğum bankın yanında bitti. Yanımdaki çerçöpü süpürürken ayaklarımı kaldırmamı dillendirmeye bile gerek duymadan süpürgesiyle itekleyince, annemin verdiği bir telkinmişcesine kaldırıverdim ayaklarımı. Sinirini süpürgeyle faraştan çıkarıyordu sanki. Gözlerimi elimdeki kitapta sabitleyemediğimi anlayınca farkında olmadan yüzünü incelemeye koyuldum. Özellikle yukarıya doğru kıvrılmış gibi kaşları, kavisli bir burnu ve sanki birazdan aşağıya düşecekmişcesine çenesinden sarkan bir et beni vardı. Sürekli kafasını duvar tarafına çevirip, birine birş...