Kayıtlar

2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

5 -1= 4 Jackson

25 haziran benim doğum günüm. Bu en bi bunalımlı zamanımda en bi güzel vakitleri geçirip günün sonuna gelmiş, yaş krizimi sorunsuz atlattığımı düşünmeye başlamıştım ki michael jackson'nın ölüm haberiyle resmen yıkıldım. İlla bana geçmiş için üzülmem gereken bir yol bulur şu 25 haziran.

ÖLÜM MELEĞİ

Resim
Kimsenin kanayan yarasına bakamam, ya da sahada sallanan bacağa ya da her an surata patlayacakmış izlenimi veren sivilcelere... Doktorların nasıl olup da kırılan bir kolu çotanak ve çığlık sesleriyle yerine oturttuklarını (ki bu acıyı çok iyi bilirim) ya da otopsi yaparken sanki tavuk terbiye ediyorlarmışcasına rahat oluşlarını aklım hayalim almaz. Doktorlar benim gözümde küçük yaşlardan beri görüldüğü yerde topuk kıça değecek surette kaçılacak, tok sesli, öss’nin medarı iftihar’ı kimselerdir. Doktorlar aleminin bildiğim en sadisti, bir dost sohbeti sırasında namını duyduğum, güler yüzlülüğüyle tanınan, Dr Joseph Mengele . Tıbbi sorumlu olarak görev aldığı ve kısa zamanda çalışkanlığıyla da dikkat çeken Mengele, AUSCHWITZ Nazi kampındaki tutsakların, ölüm fermanını veren kişi. İşe yarayanlar diye bir kenara ayırdıkları, zulmünden kurtulduklarını sanadururken, işe yaramayanlar gaz odalarına ya da ocaklara gönderilirmiş. İşte bu yüzden kamptakiler ona “ÖLÜM MELEĞİ” adını vermişler . M...

Mektup

Küçük, karanlık salonda dinlediğimiz şarkıları hatırlıyorum. Sezen Aksuya benzer dudaklarını büzüştürerek eşlik edişlerini, o minicik alanda üçümüzün komik dans hallerini. Sanki dün gibi. Şimdi daha net her şey, sanki daha bulanık. Çocuk olamadın biliyorum. Hakkında yoktu sanki. Seninle uzun kahkaha krizlerini yaşamayalı ne de uzun zaman oldu. Hikayeler çoğaldı, çoğu unutuldu. Hiç aklımıza getirmedik ki kötüyü. Şimdi seni düşününce vücudumun orta yerinde çatırtılar duyuyorum. Kulaklarımı tıkadıkça, içimdeki ses çığlıklaşıyor. Yanına gelemiyorum, sanki elimin titrediğini, sık yutkunuşlarımı sezivereceksin. Bencillik bu, biliyorum. Bir gün sana "annen neden terk etmiş seni? Ben olsam affetmezdim” demiştim ya hani. Sen yine bir anda büyüyüp “ belki de gitmek zorundaydı” demiştin. Ben sana sarılmıştım, sense burnunu çekmiştin. Hastalığını ilk duyduğunda salonda babamın hıçkırıkları yankılanmıştı ya, ben yinede toz konduramamıştım sana. Sen o kadar güçlüydün ki gözümde, kanser sana zar...