Kayıtlar

GEBE

Resim
Suç yok, suçlu yok. ..Ya sen düş ya da ben. Bir bebeğin gelişimini izliyorum fosur fosur sigara içen annesinin karnından. İç sızlatan yarım gülüşle selamlıyor... Acıyorum. Damarlarına işlemiş, hazırlıksız annelik içgüdüsü, kaybedilmiş kardeş, baba açığı. Son sözü söylemek neye yarar bu sızlayan, sızlatan beyinciğe. Neden suçluluk duyuyorum ondan fazla, ondan fazla hazırlıksız çocuğa. Neden ben sancıya, o bebeğe gebe?

Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer

Resim
Amfide ders işliyoruz. Dersi anlatan kişi öyle böyle değil, okulun en çaktı mı oturturumlarından. Biz sınıfta el pençe divanken, bir hışım kapı tıklanmaya bile gerek duyulmadan, ben diyeyim erosun ta kendisi, siz deyin önüne pankart asılı çıplak öğrenci, dalıverdi sınıfa. Sınıftan çıt çıkmadı. Ne bir gülüşme ne de hocanın beklenen sert çıkışı. Mücadelesini kendi çapında vermeye çalışan arkadaşın pankartında ne yazdığını şahsen ben görmedim, sınıftakilere sordum onlarda görmemiş. Oysa ki pankartı dikkatlerin yoğunlaşacağı bir merkezde tutsaydı belki…. Zahir bunu düşünememiş, neticede orası bir sanat okulu ve çizim yapan birinin çıplak insanı garip karşılaması gibi bir durum söz konusu olamaz, olmamalı. Bizimki de bir nevi Hipokrat yemini diyelim (mi?). Vincent van Gogh ’un, bir zamanlar kendisi için modellik yapan bir kızı hamile bıraktığı söylentiler arasındadır. Hatta Katolik rahipler bir dönem van gogh’a modellik yapılmasını bile yasaklamışlar. Ne olursa olsun, ben hep sevmişimdir va...

YAMA

Yıl milyon. En sevdiğim arkadaşım Aylin’in aksanını taklit ederek konuşmaya çalışıyorum. Taktığı haçın boynunda ne kadar güzel durduğunu düşünüp 18’i doldurur doldurmaz dinimi değiştirmek ve o kolyeden almak niyetim. Ne yediğimiz ayrı, ne de içtiğimiz... Evlerinden eksik olmayan anason kokusu hala burnumda. O zamandan beri sevmiyorum anasonun keskin kokusunu... Yolda terennüm ederek dolandığım bir vakitte, üstümde kocaman bir gölge beliriveriyor birden. Aylin’in annesini hep böyle kocaman bir gölge olarak algılıyor nedense zihnim. Zahir, selamlaşmaya üzerime böyle hışımla geliyor demeye kalmadan, kolumdan sıkıca tutup, iri memelerine hizalıyor gözlerimi. Her yanım zangırdarken söylediği hükümran lakırdılar, büyük bir uğultu halinde sarıyor beynimin her köşesini. Aylin’in sadece Ermenilerle arkadaşlık etmesini istediğini biliyordum, anlam veremiyordum ama biliyordum. Yine de bana imtiyaz tanınacağından şüphem yoktu. Ama yanılmıştım. Bir daha görüşemedim Aylin’le. O benden daha cesur çık...

10 Numara- http://www.sockandawe.com/

Resim
Önce birinci Türk yapımı ayakkabı. Yok olmadı. Ha gayret bir daha. Yok o da olmadı. Oysa nasılda bekledik alnının çatısından gelecek o çotanak sesini. Şaşılası refleks. O ayakkabılar bana atılsaydı kesin ikisi de kafamı yarmıştı. Nefret edildiğinin farkında, o ayakkabının kafasına neden atıldığının da. Fakat bu durum sonrasında dahi, “ayakkabı 10 numaraymış” diye espri yapabilecek kadar da pişkin. Muntazar El Zeydi, şimdi bir taraftan dünya kahramanı ilan edilip Kaddafi’nin kızı tarafından ödüllendirilirken diğer bir yandan götürüldüğü yerde, kaburgası kırılan ve bacağı sakatlanan bir et parçasından ibaret. İşin garibi, Bush’un korumalarının değil de Irak başbakanı Nuri El Maliki’nin korumaları tarafından dövülmesi ve Bush’un korumalarının Malikinin korumalarına “vurmayın” uyarısında bulunmaları. Kendini teslim etmiş, her tarafı yıkık dökük bir ülkenin, sağlam kalan tek duvarı sanki Muntazar El Zeydi. Ayakkabı fırlatmak; vücudundaki en aşağı uzuvla bir tuttuğunun göstergesiymiş. Evin i...

Samuray...

Resim
Şu sıralar ciddi uykusuzluk problemi çekiyorum. Bütün gün avare başım hiçbir şeyi umursamazken gece olunca hortlayan düşünceler sarıyor zihnimi. Öyle büyük, ülkeyi nasıl kurtarabilirim düşünceleri falan da değil hani. Mesela dün gece eve bir hırsız girse nasıl tepki veririm gibi gereksiz bir konuyu düşünürken sabaha karşı sızmışım. Rüyamda sanırsınız ki ben olmuşum bir Tomoe Gozen. Bizim kapının önünde gecenin bir vakti geleni geçeni deşiyorum. Bir ara bu samuray kıyafetleriyle çay falan demliyorum sonra yine kapının önüne geçip merdivenleri tırmananları doğramaya devam ediyorum, bizim beyde güya içerde pijamalarıyla tv izliyor. Artık hakkımda hayırlısı...

Ne garip

Kafasında kulaklarını örtmeyecek kadar minik, koyu lacivert yünden bir bere, üzerinde tek cebinin kenarı sökülmüş açık mavi üniforması, dudağını yukarıya kaldırdığında sanki ince bıyığı bağımsızmışcasına hareket eden, bir elinde uzun saplı çalı süpürgesi diğer elinde yine uzun saplı faraşıyla bekleme salonun kapısının önünde beliriverdi. Suratında nedeni anlaşılmaz şaşkın bir ifadeyle sanki gözümü açıp kapamam esnasında, sanki ışınlanmışcasına oturduğum bankın yanında bitti. Yanımdaki çerçöpü süpürürken ayaklarımı kaldırmamı dillendirmeye bile gerek duymadan süpürgesiyle itekleyince, annemin verdiği bir telkinmişcesine kaldırıverdim ayaklarımı. Sinirini süpürgeyle faraştan çıkarıyordu sanki. Gözlerimi elimdeki kitapta sabitleyemediğimi anlayınca farkında olmadan yüzünü incelemeye koyuldum. Özellikle yukarıya doğru kıvrılmış gibi kaşları, kavisli bir burnu ve sanki birazdan aşağıya düşecekmişcesine çenesinden sarkan bir et beni vardı. Sürekli kafasını duvar tarafına çevirip, birine birş...

Var-olmak

Bir sebebi olmalı mı varolmanın?. Yani sabah kalktım, yüzümü yıkadım, çocuğu- kocayı doyurdum, işime gittim, eve geldim, ve yine…. Bu mudur? Ne bileyim tarihe falan geçmeyecek miyim?, bir şey icat etmeyecek,dünyayı keşfetmeyecek, ideallerimin peşinden gidemeyeceksem bir mantığı kalır mı varolmanın?. Ben olmasam, biz olmasak doğanın dengesi bozulur mu hakikaten? Çoğumuz zaman doldurmak için buradayız sanki. Bir zaman büyümeye, bir zaman sevmeye, bir zaman bebelere, bir zaman emekliliğe, bir zaman sonra da ölmeye endeksli yaşamlar sinsilesi. Belki de en iyisi hedefleri kısıtlı tutmak. Ne kadar az ideal o kadar az hayal-hayat kırıklığı. Ortahalli koca, tv önüne koymak için çeyizde hazır edilen dantel, böğrümüzde bebe…