Kayıtlar

Temmuz, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ANMASINLAR ADINI CANDAN ANAN DUDAKLAR

Resim
Bazı insani duygulardan arınamasak bile en azından aza indirgemek insanın gözüne sokar şekilde ifşa etmemek yanlısıyım. Yanlısıyım ama ne kadar icra edebildiğim konusunda kesin verilere henüz ulaşabilmiş değilim. Bahsettiğim bu insani dürtünün adı “KISKANÇLIK”. Bu duyguyu hissetmeye başladığınızda artık önünüzde iki seçenek var demektir. Bunlardan ilki, kan kusturan bu duyguya, içimizde naçizane bir yer ayırıp, onurumuzu, kendimize olan saygımızı, diplerden hala siyah çıkan saçları; naylon iplerde, renkli mandallara asılmış halde sere serpe dalgalanmış bulmak. İkincisi ise; panik yapmamak, yuvalarına sığmayan göz bebeklerini, kibar ve kıvrak bir el hareketiyle mümkün olduğunca yerlerine oturtmak, alınan güzel bir kıyafet kıskanılmışsa etiketin dışarıya çıkmış olmasını dilemek, bizi kıskandıran, yolda sevgilimizin karşısına çıkan eski güzel kız arkadaşıysa tenha’da kıstırmak yerine, uzattığı eli sert bir şekilde kavrayıp sıkmak, sıkmak, sıkmak ve sevgiliye “ne kadar da medeni “ dedirt...

KÖY ÖĞRETMENLERİ

Resim
Kendini şanslı addeden kişilerden oldum, olmaya çalıştım. Olanaksızlıklar çıktı karşıma tabi ama çoğunu kabullenmeyip daha iyisi için çabaladım. Bulunduğum konumdan şikayet etmek ancak nankörlük olabilirdi. “Buna mı üzülüyorsun?” dedirten şikayetlerim, gözyaşlarımda oldu elbet, sonrasında kendime kızdığım, kendimden utandığım şımarıklıklardı bunlar. Yıl milyon. Köy kokan, saçları kınalı, eteğinin önünde kemer niyetine kullandığı lastik, elleri yaşlı zeynep’le tanıştım isyan yıllarımda. Karşısındaki koltukta oturup, kafasını bir kez olsun yerden kaldırıp yüzüme bakması için bekledim. Ne başını kaldırdı, ne de tek bir kelime etti. Yanındaki halası onun adına konuşuyor, onun isteklerini anlatıyor, birkaç gün bizde kalıp kalamayacağını da laf arasında ilave ediyordu. Akranlarıyla olması iyiydi belki ama bizim açımızdan üzerinde barındırdığı kokuya alışmak zordu. Niyeti okumaktı, ya da o vakitler biz öyle zannediyorduk. Şanslıydı da bu konuda, şayet isterse köyden ayrılıp, İstanbul’da o...

US

Resim
Yıl binbilmemkaç. Ergenliğin en tazecik yerinde yapayalnız, salak bir ifadeyle dolanıp, tanımaya çalışırsınız etrafınızdaki kalabalığı. Hayata ikinci doğum başlamıştır artık. Tek bir farkla, bu sefer sancı çeken tarafta siz varsınız. Sakin olmakta fayda var. Eril ya da dişil toplumsal rolü seçmemiz gerektiğini fark eder, karşımıza çıkan bizi bizden alan mümkünse bizden birkaç yaşta büyük birini incelemeye alır, hal ve tavırları birebir kendimizde uygulamaya başlarız. Buna imitasyon halimizde denilebilinir. Aslında ergenlik bir nevi insanın “erdiğini” sanma halidir ki, bu düşünce de tamamen hatadır. Kapılar yumruklanır, amortisörleri bozuk kamyonet gibi yürünür, saçlar taranmaz, ayakkabı özellikle bağcıklısından alınır ve asla bağlanmaz, sonradan bilek ağrılarını tetikleyecek deriler, özenle kol morarana kadar sıkıca sarılır, sarılır. Sizi bilemem ama ben ergenlik dönemini isyanlarla geçirdim. Protestoydu. Doğurulmama, alınmayan kazağa, düz durmayan saçlara isyan. Evde tek ergen olma...

TOMBUL

Kilo alıyorum. Orantısız, sağlıksız ve de selülit yapan cinsinden. Hayatım boyunca “maşallah! etli butlu” diyerek etlere bir iki tane şaplatılan çocukların yanında “aaa bu kim ayol? Pek de zayıf” denilen ortanca çocuk oldum. Lakin ablam etleri dövülerek sevilen, bundan hiç de memnun olmayıp nemrut surat ifadesini takınan ağır, tombul kız. Bense; yediğini çıkaran, lokmayı yanaklarda biriktiren, sofra kurulmaya başlandığı anda bütün dünyası kararan, minik, çiroz, hiperaktif çocuk.

YABAN-CI

Daha küçük yaşlarda anneannemin evinin arkasındaki büyük bir sığınaktı ağaçlarına tırmandığım, papatyadan taç yapma şerefine nail olduğum, şimdilerde pek inandırıcı gelmese de dalından ellerime kırmızı tonlarını bulaştıran dutları kopardığım hayal alemi. Kenesiz çimenlerin bir tarafına sessizce oturup uğur böceklerinden burcunun saçını, yaseminin bisikletini medet uman kız topluluğu, diğer tarafına ise, koca göbekleriyle konuşlanmış filancahanımteyzenin torununu, kocasını, metresini hasbıhal eden latifeler dizilirdi. Tazelenecek demlikler bir kenarda fokurdarken yaptıkları hoşbeşe eşlik etmeye kalkan yeni yetme güruh’u içlerinden en gudubet suratlısı belki de kendilerinin bile hoş karşılamadığı, edepsizce yapılan yorumlardan bizi uzaklaştırır, sohbet koyulaştığında ise bizim yanı başlarında oturduğumuzun farkına bile varmazlardı. Duyduklarımdan hiçbir şey anlamamanın, bu kadar seri nasıl konuşabildiklerinin, tekerrürlerinin, kınamalarının mantığını kavramaya çalışır, bocalar, sıkılır v...

NASILSIN? İYİMİSİN? SORARSAAAM? SÖYLERMİSİN?

Resim
Son zamanlarda kadınların evrime uğradıklarının, sokaklarda neredeyse çirkin kadın kalmadığının farkındasınızdır. Bu durum acep kredi kartlarının ortaya çıkmasından önce mi yoksa sonra mı tecelli etti ?. Eskilerin aynı tip etek giyen, saçlarını mümkün mertebe toplu tutan, üzerlerinde iş yaparken terletmeyecek türden penyeler bulunan annelerin yerini çıtır kız görünümlü hanımlar, ergenlik yaşında olduklarını ancak acemice yaptıkları tonluk makyajlardan, tek tip giyimlerinden, ağızlarında 4 sakız varmış gibi geviş getirerek konuşmalarından anladığım çocuklar almış durumda. Hâşâ modaya karşı olduğumuz falan yok. Lakin değer mi dar kot moda oldu diye etleri 2 kişinin yardımıyla içine tıkıştırmak sonrasında da bu sıcaklarda pişik olmaya?, portakal kabuğuna dönüşmüş baldırları sergilemeye?. Sokaklarda sağım solum önüm arkam birbirine tıpatıp benzeyen küçük kadınlarla dolu. Kollarına astıkları, genelde kendileriyle aynı boyda olan çantaları onları biraz daha şehvet-engiz bir yürüyüşe zorlarke...