Kayıtlar

Ne vakit?

Hiçbir akıl yerinde değil şu vakit. Yorgun gözlerle konuşup duruyorum, çöreklenip durduğum tökezleyen sandalyelerde. Kulağımda süregelen hoş bir ud tınısı. Zor olmadı anlamak, benmişim meğer yorulan, bir dizim yerde tökezleyen. Sade insanın kendi derdi değilmiş meğer canını acıtan. İçimdeki suikastın faili meçhul. Görünen vitrin olağanca renkli, albenisi bol. Koyverseler gider miyim?. Bir sevdiğimi alırım yanıma, bir de dedemin köstekli saatini.

Ah keşkem ah keşkeem...

Resim
Hayatında okul mantığını hiçbir zaman tam manasıyla kavrayamamış biri var karşınızda. Benim açımdan, nasıl olup da İnsanların okula bu kadar sadık kalabildiklerini anlamak pek mümkün değil, çünkü ben okulu illaki eker, bilemediniz sabah derslere girip öğlen yemeğimi yiyip sıvışır bir an önce kendimi ya iş yerinde ya da sevgilimin okulunda not tutarken bulurdum. Ben bir güzel sanatlar öğrencisiydim. Kaçırmamam gereken ana derslerimi ekip, annemle kahvaltı sefası yapmayı tercih ederken, gitmesem de olur dediğim Sunay Akın derslerine defalarca girmiş hatta artık dersini almıyor olsam dahi alt sınıflara eşlik etmişimdir. Aynı hararetle anlatadurduğu öykülerin her kelimesini birebir ezberlemiş olmama rağmen ilk defa dinliyormuşum gibi keyif alır, sıranın altına sakladığım çaydan bir iki demlenirdim. Pişman olacağım hallerin aslında yaşarken farkındayım, gelin görün ki rahatlığın tadı da bir başka. Ne zaman ki arkadaşlarınız cillop kıyafetlerle, ailelerini koluna takıp mezuniyete gelir, n...

DURMAK YOK YOLA DEVAM

Başka bir ülkeye kaçmak istiyorum. Evet, bunun adı kaçmak. Kör bir sistemin içinde debelenip duran, birinin kursağından ekmek geçmezken bir diğerinin ne iş yaparsa yapsın kazanılmaz dedirten paralara sahip olduğu, kolay yıkanılan beyinlerin cirit attığı, eve içi kum dolu bir havuz yaptırıp na-hoş haberler çıktımı başını kuma gömüp, çıkardıktan sonra da ‘Hamdolsun iyiyiz’ diyebilen zihniyetlerden bir önce kaçmak, uzaklaşmak istiyorum. Yalnış seçimler yaptığımızın herkes farkında, farkında olmasına farkında da doğru neydi peki? Doğru var mı? Doğru olanı bizler çözemesekte, onların parlak bir fikri vardı. Bunun için öyle çok fazla kafa patlatmaya gerekte yoktu lakin aç insana  bir küçük altın, bir kutu makarna, kapı önüne yığılan biraz kömür neler yaptırmazdı ki?. Hamdolsun ki, Elektriğe yılbaşından bu yana yüzde 57.72,  doğalgaza yapılan zamlar yüzde 35, benzin fiyatlarına yapılan zamlar gün itibarı ile yüzde0.85 ile yüzde 1.28 oranında artmış. 

Deniz nerede?

Geçen hafta sonu Gökçe adadaydım. Bir gece kalmak için yapılacak, akıl karı bir iş miydi? Kesinlikle hayır. Ama denize girmek bana iyi geldi mi? Kesinlikle evet. Uzun zamandır gitmeyi planladığımız bu küçük kaçamağa sonradan dahil olmak isteyen arkadaşımız ve eşi ile beraber gecenin karanlığında çıktığımız yolculuk biraz uykusuz geçse de, arabayı kullanan ben olmadığımda olsa gerek, pek de keyifli başladı aslında. Yeni evli olan çift ile beraber çıkılan yolculuk süresince arkadaşımızın eşini tanıma fırsatım olacak, önyargılarla yaklaşılan taraflarımız bu sayede törpülenecek diye kendi kendimi kandıradurduğum adaya ilk ayak basış saniyelerinde, kişi kendini belli etmiş, negatif elektriğiyle bünyeleri sallamaya başlamıştı bile. Kendisi bankacı olan, hatta yakın zamanda da terfi eden, saçı bukleli, gözü yeşil, yüzü çilli bu şirinmi şirin görüntüye sahip zeki kızımız adanın ne anlama geldiğini bilmediğinden olsa gerek bizim beye tam 7 kere “deniz nerede?” diye sorarak bizleri 7 kere dumur...

ANMASINLAR ADINI CANDAN ANAN DUDAKLAR

Resim
Bazı insani duygulardan arınamasak bile en azından aza indirgemek insanın gözüne sokar şekilde ifşa etmemek yanlısıyım. Yanlısıyım ama ne kadar icra edebildiğim konusunda kesin verilere henüz ulaşabilmiş değilim. Bahsettiğim bu insani dürtünün adı “KISKANÇLIK”. Bu duyguyu hissetmeye başladığınızda artık önünüzde iki seçenek var demektir. Bunlardan ilki, kan kusturan bu duyguya, içimizde naçizane bir yer ayırıp, onurumuzu, kendimize olan saygımızı, diplerden hala siyah çıkan saçları; naylon iplerde, renkli mandallara asılmış halde sere serpe dalgalanmış bulmak. İkincisi ise; panik yapmamak, yuvalarına sığmayan göz bebeklerini, kibar ve kıvrak bir el hareketiyle mümkün olduğunca yerlerine oturtmak, alınan güzel bir kıyafet kıskanılmışsa etiketin dışarıya çıkmış olmasını dilemek, bizi kıskandıran, yolda sevgilimizin karşısına çıkan eski güzel kız arkadaşıysa tenha’da kıstırmak yerine, uzattığı eli sert bir şekilde kavrayıp sıkmak, sıkmak, sıkmak ve sevgiliye “ne kadar da medeni “ dedirt...

KÖY ÖĞRETMENLERİ

Resim
Kendini şanslı addeden kişilerden oldum, olmaya çalıştım. Olanaksızlıklar çıktı karşıma tabi ama çoğunu kabullenmeyip daha iyisi için çabaladım. Bulunduğum konumdan şikayet etmek ancak nankörlük olabilirdi. “Buna mı üzülüyorsun?” dedirten şikayetlerim, gözyaşlarımda oldu elbet, sonrasında kendime kızdığım, kendimden utandığım şımarıklıklardı bunlar. Yıl milyon. Köy kokan, saçları kınalı, eteğinin önünde kemer niyetine kullandığı lastik, elleri yaşlı zeynep’le tanıştım isyan yıllarımda. Karşısındaki koltukta oturup, kafasını bir kez olsun yerden kaldırıp yüzüme bakması için bekledim. Ne başını kaldırdı, ne de tek bir kelime etti. Yanındaki halası onun adına konuşuyor, onun isteklerini anlatıyor, birkaç gün bizde kalıp kalamayacağını da laf arasında ilave ediyordu. Akranlarıyla olması iyiydi belki ama bizim açımızdan üzerinde barındırdığı kokuya alışmak zordu. Niyeti okumaktı, ya da o vakitler biz öyle zannediyorduk. Şanslıydı da bu konuda, şayet isterse köyden ayrılıp, İstanbul’da o...

US

Resim
Yıl binbilmemkaç. Ergenliğin en tazecik yerinde yapayalnız, salak bir ifadeyle dolanıp, tanımaya çalışırsınız etrafınızdaki kalabalığı. Hayata ikinci doğum başlamıştır artık. Tek bir farkla, bu sefer sancı çeken tarafta siz varsınız. Sakin olmakta fayda var. Eril ya da dişil toplumsal rolü seçmemiz gerektiğini fark eder, karşımıza çıkan bizi bizden alan mümkünse bizden birkaç yaşta büyük birini incelemeye alır, hal ve tavırları birebir kendimizde uygulamaya başlarız. Buna imitasyon halimizde denilebilinir. Aslında ergenlik bir nevi insanın “erdiğini” sanma halidir ki, bu düşünce de tamamen hatadır. Kapılar yumruklanır, amortisörleri bozuk kamyonet gibi yürünür, saçlar taranmaz, ayakkabı özellikle bağcıklısından alınır ve asla bağlanmaz, sonradan bilek ağrılarını tetikleyecek deriler, özenle kol morarana kadar sıkıca sarılır, sarılır. Sizi bilemem ama ben ergenlik dönemini isyanlarla geçirdim. Protestoydu. Doğurulmama, alınmayan kazağa, düz durmayan saçlara isyan. Evde tek ergen olma...